6/10/2009 · Kategori: Yârelerim

 

 

 

 

 

 

 

 


Hayatın uykusunu kaçırandır anlatamadığım. Can yarıklarını kapatarak oyandır. Usanmışlığı ağartan, yitikliği sağaltan fecirlerde bulanıklığı kovandır. Destur verip zaman perdelerine, edebin huzuruna gözlerimi bırakandır. Hikâyeler bulurum çölden gelen ve taşıyan çöle beni. Mataramın son damlasına kadar yudumladığım hasretler vardır. Odalar açılır kapılardan sonsuzluğa. Göreceğim sîmalarda canım saklanır. Sürgülü sanrılardan kıraç arazilere yuvarlanırcasına acıyan yalnızlığım, bir bankın kucağında fikirlere açılır. İşçiliğine sıvar kolları ruhum, aşk döker şelâlesini zilzâlden. Bu hâl nereden demeye vakit olmaz. Yaslanmadan yakar gece fitilini, loştan serpilir avuçlarıma hayâlin, bir kez daha kendimden geçmişim…


Göz kapaklarımda ağırlığın çalar kapımı. Âyine-yi kalbime birdenbire çıkan sen, sayıları iptal edersin geçtiğin yerlerden. Saymayı bırakırım, bu ilk gelişindir, hiç gitmemişliğindir, sevmişliğindir. Alnımın açıklığına, ‘burada konaklıyoruz’ dersin. Güneş batmaz olur, atmaz olur içim dışarılara beni. Eşiğin sırlı bir geçittir, varlığımsa o eşikte rindâne. Bahsi geçmez olur tekilliğim tek hecede. Senden ibaret bir dünyaya açılırım. Sana senin dağlarını anlatmaya yeltenirken bütün çırpınmalarımın anlatamamaktan kaynaklandığını çok geç anlarım. Sen varken bir sen daha değil, ancak susmak kadarım.

Bağrımın gömülü toprağı açılır semâ zikriyle. Anışlarım senin sevişlerine yakın dursun diye bakarım. Bakan her gözden düşerim, baktığın gözlere yükselirim. Gece örtüsünü araladığında, üşüdüğümde ve ısıtışlarında, birbiri arkasına gelen ve hiç bitmeyen vefânda bedenim kandan kulesini yıkar. Yakan kimdir, yanan kim ayırt edemem. Onaran kimdir, kimdir ömrüme merhemsiz bir yâre süren. Ölmek mümkün müdür, aşk şehidi olmak duasındayken.

Dünya çepeçevre kuşatır da çeker eteklerini düşüncelerimin.  Güzden gelirim sana, amansız hastalıkların dönemeçlerinden bir eman dileyerek, o keskin cümleleri tek bir kazanda kaynatır da boşalan tahta kaşığımı sunarım sana. Helâl rızıktır aşk, kazanmak can bahası olsa da.  Aşksa bilmediğim harflerde bildirilen, aşksa geliş seyirlerinde gitmelere niyetlendiğim, feryadımı aşan yolları deviren aşksa; söyletmeyi bırakır isyan, susturur beni. Buzsam, sularına dalmışsam; haykırışlarım bunca ve dağlarca kime ki…

Kaldır at sensizliğimin utandıran demini. Tebessüm lâtifliğinde bürdene sarınayım. Gece çıksın, gece kaçsın, gece ne yapsın sen haber ver aşkından. İki yana koparılan başımdan çıkan bu ses, bu inilti, bu nefes… Verilmek içindir âşığın âhı, yâreye damlar her bir günahı. Akarken yakan, nedâmet dolu vefâ kıyılarından tüterek sabaha varan, sabahı yâr olan âşık yardığında kalbini, kaçar uykusu hayatın. Gözler açık ve rüya artık seçiktir. Yanılgılar çağında dosdoğru bir ses var ya, o aşktan başkası değildir. Doğrul, bükül, kapan yüreğim; an, nokta depremindedir. Sonsuzluk seslenişinde aşk, seni beklemektedir…


Fâtıma Zehra MERİNOS

http://korpekalemler.com/subpage.php?s=article&aid=1618

 

 

 

 

 


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »

Şarkılar