17/12/2009 · Kategori: Y_relerim

“Anlatılmaz bir
sesleniş… Korkudan kalakaldım.
O anda bir ak kuş
peydahlanıp kanadıyla arkamı sığadı.
İçimde korku diye bir
şey kalmadı.”
- Hz. Âmine-
Aczin kurnalarıyla
yıkanıyor zemheri. Gönlümü gevher edecek sarraf aranıyor. Mücevherler
dağıtılsın diyor fikrim. Aklıma saadet çağı zamanını açıyor.
Dolu acıların nice
gizlisi saklımda can edinmişken; dökmek istiyorum toplaya geldiğim bütün
çer-çöpü. Bütün kırılmışlığı, anlaşılmazlığı, anlatamamayı. Dünyanın her şeyini
bir kerede bırakmak geçiyor hayâlimden. Her ne var ise sana verilmiş;
bırakmadan gel, diyor kalbin âyinesi. Sancımı yokluyorum; onu çoktan gündelik
meşgalelere rehin vermişim. Günahtan mürekkep, aşka sürüngenim; insanlığımı
aramaya geliyorum Efendim… Hz. Âdem, ruh ile ceset arasındayken, verilen
peygamberliğine kaçıyorum. İnsan olmamız için geldin sen; bizse, ruh ile ceset
arasındayız hâlâ…
Rüyâlarıma adın teşrif
olsa da, sırtımı ak bir kuş sıvazlasa ve ben korkularımdan emin olsam. Şerbetini
yudumlasam kavuşmanın. Şarkta ve garpta, şimalde ve cenupta; dolaşsan içimin
cihânında. Şehrin gözdesi, seyyidlerin ekrem sultanı! Bilinmezliğimin en zâhir
yanı! Nuruna çıkart bilmecemi. Rakamlarımı rikkatinde parçala. İzzetinde
nasipdâr eyle, bu zelîl kemterini.
Kapakları kapandı
bakışlarımın. Vefâlı bulutundan gözlerime koyar mısın? Yanacakken, gölgeliğinde
serin rüzgârlar gibi saklar mısın? Girsen bu oyunumuza, sahnemizi sen açsan;
cansızlığımıza gelse can, tende az kalmış ruhumuza ruhunu katar mısın?
Şefkatinin şerîf huzurunda, mücehhez varlığınla kalbimizi yarar mısın? O kadar
çok anlatacaklarım var ki sana Efendim; sustukça lâl lehçem geri geliyor.
Mescitte hurma dalları sevdâlıların, kokundan nefhâlar taşıyor. Benim harâretim
dinmiyor Efendim; us’landıramadım hasret sürmeli kara ceylanları. Gecemi
ellerine bırakmak istiyorum; senin gündüzlerinden bir gündüz, gün yüzüm olsun.
Çıkart yürek kınından kılıçları; bileyle ve işte nâçar başım işte aşkın.
Ölümüm cenâze kaldırıyor
soğuk, esmer bahçelerde. Hep bir tarafımdan çekiyor buralar beni. Sana giden
yollara dikenleri kim koymuş Efendim; ebter sûretli zâlimlerce kapatılmaya
çalışılmış yol izlerin. Esrârından terekeme ışık yağıyor; fark etmiyorum, ah
gafletim. Yoldaşların, bayrağını dalgalandırıyor tevhîdin. Arkadaşlarının
yıldız yıldız gözleri. Gözlerinde yaş; niye ağlıyorsun Efendim? Kardeşlerim deyişine Uhud sarsılıyor omuzlarından.
Can parçası kızının evinde
bırakıyorum nefeslerimi. Sonra susmalar nur topu doğuyor. Nicedir bu hâlsizlik Efendim?
Görmemişin bir aşkı olmuş…
Olmuş mu, yoksa solmuş
mu? Yâr kucağı dolmuş mu? Loş mu göğün kandil kutupları. Sersem ve târ-u mâr
canım çok mu? Cemâline bakacak nazarım yok mu? Ölüm dediğim Efendim; sensiz
kalan hücrelerimi sarsan iksir. Hayat bildiğim; harflerinin çizgisi. Aşk ise,
secdenin târihçesi. Dost diye sevdiğim, senden hâtıra taşıyan. Annem-babam fedâ
iken sadâna, çölü yak verâna. Bak güneş iki büklüm; Yüce Dost’a giderken sen,
arkada bıraktıkların bugün düşüyorlar arkana. Ne çok düşüyoruz Efendim;
dizlerimiz yara ve kanadıkça bozuluyor düşlerimiz.
Daha çok yapacak
işlerimiz var. Bu arada sarayımız çöküyor emellerden. Gölümüz kuruyor hevâdan
ve hislerden. Bin yıllık yaktığımız sahte ateşler birdenbire sönüveriyor. Gök
mü yarıldı, yer mi çatırdadı; bu nur nerden? Hayret içinde şaşkın beklenen
bekletmiyor. Hangi gül gazelini duysam; güzelleri diziyorum tek tek. Selâma
çırak olarak yazılıyorum. Dersim; sensiz derslerin boş geçtiği oluyor. Ne de
güzel oluyor güneşin ötesinde sen. Dolunayda imzan, her gece şak edip
yarılıyor. Âşıklar niye uyuyamazmış; çözüyorum yavaş yavaş. O da ne? Büyük bir
kördüğüm; çıkmaz sokak. Saklanılası, kaybolunası, gidilesi, gelinmeyesi,
sevilesi bir sokak. Yâr kucağı…
Yine bir pazartesi, yine
baş ağrıları. Ateş yükseklerde, canımı emiyor su. Doğrusu, yalan barınamıyor
kuytularda bile. Hakîkat şehrinin güzîdesi ter döküyor. Mübârek başın Efendim,
yâr kucağında. Kapıdaki vazifedâr melek, girmek için izin istiyor, seni almaya
gelmiş… Nereye Efendim; biz âlemi ervâhta çırpınırken nereye? Bir kez bile
göremeden, sesin değmeden kulaklarımıza, hâfızamız seninle hıfz etmeden aşkı,
nereye?
Dünyaya geldim geleli
seni arıyorum; yâr kucağını haber verdiler, ateşimi tutamıyorum. Söyler misin
neresi eğlendirir beni? Kiminle gülerim; sen hiç kahkaha atmazken. Hem
tebessümlerim asılı kaldı Ravza’da. Kendime bakarsam, batıyorum. Birini sevecek
olsam, ille sana benzeyen hâlleri olsun istiyorum; hâlleşsin seninle, helâlleşsin…
Sin harfinden tane tane varlığını sana dizsin.
Gözlerime kirpikleri
batıyor yaşamın. Bin dört yüz otuz yılının doğumunda sen, karışmışlığımıza ve
dağılmışlığımıza okuyorsun. Münzevî dağlardan can topluyorum, kalabalık ovalar
canımı kovalıyor. Son nefes, yâr kucağı /selâmetinde ferahlık diliyorum. Öyle
kaybolmuşum ki, delik deşik günleri sarıyorum / zemheri, aczin kurnalarıyla
yıkanırken…
/Sırtımı ak bir kuş
sıvazlasa ve ben korkularımdan emin olsam./
Ölüm ki ne güzelmiş yâr kucağında…
Sesin zaman durdurur,
harekete geçirir zamanı yeniden:
–Er’
Refik-ül- Âlâ: Yüce Dost’a…
Fâtıma Zehra MERİNOS
http://korpekalemler.com/subpage.php?s=article&aid=1674
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
7/12/2009 · Kategori: Y_relerim

Öznesi zamanları kuşatan bir serenat bu. Hasreti köşe bucak yutağını
bulan. Sorulara takılan ve suskunluklara düşen, yağan saatlerden damlayan bir
düş bu. Varamamanın nefessizliğinde durakların sonu. Girdapların kuytularında
kapanmayan kuyuların sesi. Çekince kendini alınganlığıma sürülen aldanış. Dev
dünyanın tek köpükte yitirmesi varlığını. Boşlukların armağanıdır bu yokluk.
Dinledin, var saydım kendimi. Can saydım içerimi, bakınca sen. Küçüktüm,
seviyor olduğunun haberi geldi…
Susma kaşıklarıyla karıştım epeyce. Her şeyi birbirine karıştırdım.
Aklımda zor dalgalar vardı. O kadar görmelere alışmıştım ki; önce bulutların
içindesin sandım. Annemin tesbihindeki tanelerde olmalıydın ya da. Gecenin ardında, ilâhîlerin
nakaratında mıydın? Dualar öğreniyordum çoğunlukla. Çok isteğim vardı senden,
seninle başlıyordu bütün istekler. Acılardan bahsediyordum uzun uzun. Yalnızlıkların
ne denli ruhumu ürperttiğinden. Şehrin ağaçları ve toprağıyla kardeş olurken;
dikenleri söylüyordum hep. Hep görünmeni bekliyordum. Umut yüklüyordum
depolayarak sıkıca. Çözülürken uykunun sarayında, kelebek gülüşlerine
yatıyordum.
Yine de bir şeyler yolunda gitmiyordu. Yastığımın kenarına bıraktıklarım,
büyüdükçe gözyaşına dönüşüyordu. Ölümler selâm veriyorlardı beni bekleyerek.
Hayatlar itekleyerek kapıyı gösteriyordu. Terasta esen rüzgârlar fikrimi
kavuruyor, göğe toz serpiyordu. Savunmasız kalarak sancılanıyordum geçemeyen
süreçlere. Sürmeler akıyordu
gözlerimden. Kara kalıyordum düşünmeyince seni. Bayram gelecek diyorlardı,
gülücükler gelecek, bahar gelecek. Umut, aşk, vefâ gelecek…
Bekliyordum. Dedikleri gün geliyordu. Bayram diyebilmek için arıyordu
bakışlarım seni. Göz göz tarıyordum gördüklerimi. Çığlıksızdım; fakat nokta
buğuluğunda çöküşüm oluyordu. Kederleniyordum. Bildik çıkmazlar yolumu
kesiyordu. Keskin günün kesif duruşu oluyordum. Bayrama gülüyordum arada.
Herkes aynı kıvamı muhafaza etme telâşındaydı. Evet bir sevinç vardı şüphesiz
içimde çocukluğumdan kalan. Perdelerle oynarken saklandım. Hoş bir sesti
defterlere sığmayan. Büyüktüm, seviyor olduğunun haberi geldi…
Bu haber bayram günlerini bayram etmeye yetti. Seviyordun; görmesem de, görünmesen de.
Bulutlar, tespih taneleri, gece ve ilâhîler. Doğruca uykuya gider oldu kara
saran tiryakiler. Uyanıklığım sevgine
cevap verecek diye bildim. Yetmedi sevgim, az geldim sana. Âcizliğim büktü
beynimi bu kez. Ne yapsam kapsamlı değil, ne kadar gelsem gelişlerim seninki
gibi değil. Yüzüm bulandı, elim kalktı dizlerimin kapanmışlığından.
Avuçlarımdan yokluğum taştı. Fazlaca yollar aştığımın zannındaydım ya. Bir de
ömrümün iflâsıyla karşı karşıyaydım. Kapındaydım, kapını sen tarif ettin.
Bilemezdim öyle uzak, öyle zıt kavramlardaydık; bildirdin. Noksanlığım
büyük eksiklikti, sen bunun tam bir hikmet olduğunu öğrettin.
Fâtıma Zehra MERİNOS
Buruciye Edebiyat Dergisi- 7. Sayı
(Fotoğraf: Fâtıma Zehra Merinos
Mekân: Erdek Körfezi)
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
28/11/2009 · Kategori: Y_relerim
Zulmeti boğardı senin
şehlâ bakışın. Daralan kentlerden
kaçma zamanı geldi demek. İçimdeki karaya denizi gösterme vakti geldi. Ürperen
soluksuzluğumda gün/âhım tel örgüsü bir cezâ! Sancısı sanrılardan ayıklanmış
gül meşheri. On iki aya tekâbül eden gribe girdim, çok oldu. Her çektiğimde
burnumu, kokunu almama engel neyim kaldıysa, kesmek için kökünden; bir
köksüzlük öğrendim. Gel de aşktan bahsetme şimdi, mümkün mü yüreğim? Bırak
kalsın kıyıda köşelenen hasretin, mümkün mü? Altınoluk’tan siyah akarken oluk
oluk, her secde sonrası, her elif başı… döküldün mü yüreğim? O halkayı hatırla! Gece
geldi mi, kalkar uykusundan derdi olan. İçinin karasına koşar. Büker başını
zamana. Çocuk mudur, ihtiyar mı bilen olmaz. Upuzun susar, sükût derler her
kelimesini âşığın. Eğilmişliği vardır kalbine doğru. Halkaya girdi gireli,diner
mi kederi. Yalnızlığına kaçar, mağarasına. Kaç ay biter, kaç ay başlar? Delice
bir çırpınma. Gözlerinden okunsun ister, özlemişliği o denli büyük ki. Ya da
büyük sanıyor özlemişliğini, daha büyüğünü henüz bilmediği için. Halkada olan bir sıraya
girmiştir. Ezeldeki hikâyenin devam eden kısmına. Zeyl koyar acıdan ateşdîde
gözyaşına. Üç noktalar gelse de dinmez nükseden hasreti. Solundan fışkırır
şehrinin çağlayanı. Haritasını açar, şu benim karayolumdur, şu kestirme köy
yolu. Şu mehib görünen dağlarım tanır soğuğu. Serâzad patikalar, kalbim koca
bir şehir oldu ülkemden yâdigâr. “Hû”da biten nefesi açılır gece deminde “hû…”
Ey komşular; rahat uyuyun oldu mu? Ev sâhibimi aramaya çıkmışım, gönül haritam
kayıp. Söyleyin ki; gevher-i kalbimin hâli nicedir? Süveydâsı şeydâ oldu
nicedir… Zulmeti boğardı senin
şehlâ bakışın. Demlerdim yâd-ı cemîl
nimetini yapraklarla. Güzden düşer gibi kıyına, beyaz okyanusunda erirdim.
Suların ne de sıcak, havan hep böyle güzel mi? Esâretimden eminliğine sığınmak,
âhirimdeki umut oldu bana. Kovama “zemzem”, dalıma “hurma”… Çok dayanıklı
değilim hâlbûki, yıkılırım “harameyn”taşlarına. Başım-gözümü özden sözüne
verdim. Kerîm Kitâbı’nda heceledim ismini. İsmin, ne kadar sarıcı, alıcı.
Yurdun, alımlı ve nârin. Hep burada kalmak isterim. Çıkarıp dünya giysilerini,
âhiret esvâbı giymek isterim. Tam ortada bir kara; kalbim,
evim, gözbebeğim… Tam ortada bir kara; sonu gelmeyen emellerim. Tam ortada bir
kara; beyt-i harem… Kafam, kazanlar kaldırıyor cihâna. Yıkılıyor bendlerim. Çöl
yitiği elemler savruluyor rüzgârla. Dağınık odaların toplanması olur mu kumlarla?
Âh gün görmemiş geceli başım! Sus, sus! İlk gördüğün ânda, ilk dua… Mırıldan,
kabrine gül topla! Yutkunuyorum, unutuyorum Senden gayrısını Sevgili…
Anam-babam ardımda kalıyor. Eşim-dostum uzakta. Ne hânüman, ne oda; evsizim ey
Yâr, düştüm bahtına. Âh ne kadar üşüdüm!... Her karışı donduran zemheri, ölüyor
dünya. Dünya… Fezânın boşluğunda bir kara… Goncanın açıldığı
seher, bağışlanırdı kemtere ışığın. Açık kapılardan, pencerelerden gelenle
yetinmezsen, çık damına aşkın. Gökyüzünün revnak gazelinde titre. Ney inlerken,
rebap hareketlensin. İlâhice makamlardan iki yana uçuyor âlem; tutan kim, merak
eden gelsin. Sola doğru düşünce baş söğüt gibi, açılınca eller servi misâli,
nesîminde esiyor gülistan şehri. O Kara Gül’e vurgun olan varıp içiyle geliyor.
Dolduruyor kabına bâdesini sevdânın. Boşaltıyor heybesinde biriktirdiklerini.
Tavâf ede ede boşalıyor. İyice ovuyor üzerindeki yapışkan kirleri. Paklanınca
aklığı zâhir oluyor. Bâtından doğunca, tennûresinden kavs çiziyor gölgesi. Her
gölge, aslını arıyor. İhrama girenler, aşkın harem bağına girmiş mi oluyor… Halecanda hâlâ bir
susuş. Coşmuş afâkı âşığın bîhuş. Durmayan, yanan muma gark olmuş.İplik ipliğe
bir incelme. Olur olmadık şeye kırılır olmuş. Derse oturmuş aşk, meğer onun
elinde kalb-i rikkat, uzayıp kısalıyormuş. Sonraki ders, kırılmama. Mâdem ki;
gergefine girmişsin bu yolun, delik deşik iğnelere sabır gerekiyormuş. O
topraklarda çok imtihan geliyor insanın başına. Yalın ayak bir koşu. Saflarda
çoğalma. Sanki mahşer, çeşit çeşit yüz. Allah’ım, ne kalabalık oldu içim, ben
hangisiyim? – Hepsiyim! Yüz benim, ırk benim, dil benim! Zulmeti boğardı senin
şehlâ bakışın. Bayramlığımız, aşkın
olsun Sevgili…/ … *Karîblikte kutlansın, mutlu
olsun bayramımız. Fâtıma Zehra MERİNOS
Koş Hâcer! İçindeki
dip, not düşecek çöl karanlığına.
Uykusundan sıçrayacak
bir baba. Anneler, zemzemden ümitlerle büyüttü yavrusunu. Ki İblis denilen yoldan döndürmek içindi, yüreği O'nda olana sözü geçmedi.
Şimdi yüreğimizin kuytusunda senin sesin var Ey İbrâhim; "Hasbünallâh ve ni'mel vekil..."
Şimdi delik deşik düşüncelerimizde düş kırığı hâtırâlar...
Gel ve zamanın
kesmeyen bıçağına Ekber
Olanı söyle! Yıllardır
birikene, göz danteli - yâr hediyesi göklerden gelene, Ekber Olanı söyle!
Kaç çocuk teslimiyetiyle yatırıldık O'na
Kurban diye,gel ve birdir! O'nu birle!
Son Peygamberin ümmetinin kalbinde, gönderilen tüm elçilerin fihristi olmalı. Eyyûb kokan yanımdan, Yûsuf çıkartıyorum. İbrâhim mancınıkta, İsmâil'i
kurban diye yatırıyorum, ölmüyorum.
Bana hece hece anlat, dünya kelimelerinden sıyrılarak bana bir tek O'nu anlat!Artık bu uzaklığıma dayanamıyorum. Yakınlaşmak istiyorum vechine Allah'ım...
Zulmeti boğardı senin
şehlâ bakışın.
/ Bakışının
idrâkinde olan canlardan eyle hepimizi.
Dua ile...
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
27/11/2009 · Kategori: Y_relerim

Arefe gecesindeyim
aşkın.
Hazırlığım,
ey pür telâşım, yarın kurban olacaksın. Anneciğinle yalnız kaldığın bu vâdide,
babana büyük emir indi ve bıçaklar bilendi. Belliydi İblis’in vazifesi, yolcuları yolundan
döndürmek. Oysa bilmediği gerçek, her taşlanışında içindeydi.
Aşk, yoldan döndürmez,
yola döndürür!
Kaç
kuytularındaki teslimiyete yüreğim; kıyâmlar ve kurbanlıklar tekbiri bayram
şerbeti biliyorlar. Acının lezzeti gönül tadında,kaç kat açıldığını var git
aşka sor! Eksilerek büyüyeceksin. Ve
yokluğuna bedel geliyor ihsan, inan buna!
…
Bugün Selâm Kapısı’nda
olmayı istedim yüreğimle, en çok da Mina’da, Arafat’ta.
Geç
kalınmış sonbahar takviminde koparılmış yaprağım. Arkasında neler yazıyor
kâğıdımın? Hangi isimleri içmiş mürekkebin kalbi? Doğum sancısı mı bu, “gel!”
dâvetine gitme isteği?
Yolumdaki
şeytan ve içimizin şeytan yanlısından Sen bizi koru Sevgili…
...
Arefe gecesindeyim
aşkın
Sabah olduğunda
gözlerimi bağla
Ve aç ebediyyen Sana…
Fâtıma Zehra MERİNOS
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!